Hava Gemisi TH-145 [8]

Bölüm 8

İçeriye girenin kıyafetleri ıslaktı. Damlayan sular yerde ufak bir birikinti oluşturmaya başlayıncaya kadar etrafı süzdü. Koruyucu maskesini ve üzerindeki eski Rus malı koruyucu kıyafetini çıkarmadan öylece bekledi. Ufak bir buhar sütunu etrafında uçuşmaya başladığında fonda John Mayer çalıyordu. Saliha geleni tanıyordu ama başlığını çıkarıncaya kadar emin olamadı.

Islak kıyafetli adam Saliha’ya doğru yürümeye başlarken oksijen vanasını kapattı ve ufak bir tıslama ile başlığını çıkardı. Limana girerken temizlenmiş olduğu için üzerinde herhangi bir kirletici yoktu. Zaten bitkilerden yayılan gaz kısa sürede dağılıp, sadece kısıtlı bir alanda etkili olduğundan herhangi bir tehlike mevcut değildi. Ama Saliha bir anlık refleks ile geri çekildi.

“Ne o Saliha, neden tırstın? Merak etme ısırmam.”

Saliha üzerindeki şaşkınlığı atarak:

“Merhaba Tufi! Ne arıyorsun burada, bu ne hal? Yine mi ganimet peşindesin? Bu gidişle bir gün sen de aşağıdakilere katılacaksın haberin olsun.”

Tekin yan gözle yeni gelen tekinsiz adama bakıyordu. Saliha onları tanıştırdı:

“Tekin bu Tufan, kendisine tuhaf Tufi derdik biz, her türlü enteresan işten anlar. Şimdi de hazine avcısı olmuş bak.”

“Buldun mu bari birşeyler?” diye alaycı bir şekilde sordu Tekin.

“Eh işte bir süre idare eder. Size bir şeyler ısmarlayayım da asıl büyük işi konuşalım. Üstümdekileri çıkarıp geliyorum, bir de çok sıkıştım, kıyafet içinden zor oluyor biliyon mu?”

“Kim bu lavuk?”

“Oooo, pek hoşlanmadın sanırım Tufi’den?”

“Gözüm tutmadı pek bu adamı. Sen nereden tanıyorsun bu tipi?”

“Ben başka bir gemideydim biliyorsun bundan önce. Tufan da o zaman yine bir görevde bizim gemiye geldi. Bir kaç hafta beraber görev yaptık. Genellikle kaptanla takıldı ama tabi bir iki muhabbetimiz olmuştu o zaman.”

“Yine gizli kapaklı dalga dümen peşinde miydi?”

“Sanırım, daha sonra gemiden çıktı, aşağıya bıraktık. Sonra da görmedim bir daha.”

Tufan sallana sallana geri döndü. Elindeki tepside üç tane soğuk bira vardı. Bir küçük tas da tuzlu fıstık almıştı. Masaya tepsiyi bırakıp yan taraftan aldığı sandalyeye oturdu. Sonra Saliha ve Tekin’e kısık gözlerle bakarak sözlerine devam etti.

“Doğu’da görevli TH-12 gemisindeydim. Bilirsiniz bu gemiyi, eskiden beri önemli görevlere gönderilir. Kaptanı da çok tecrübelidir. Kulağınıza çalınmıştır belki, bazı telsiz kestirmeleri alındıktan sonra ilgili bölgeye gittik. Benim de genelde işim gücüm aşağıda olduğu için özel izinle gemide görevlendirdiler. Parası da iyi olduğu için kabul ettim. Neyse bir timle beraber kıyafetlerimizi giyip hazırlandık, geminin vinç sistemi dört kişi aldığından ilk önce ben ve üç kişi aşağıya indik.”

“Tamam sadede gel, ne vardı aşağıda?” Saliha meraklanmıştı.

“Tamam anlatıyorum, acelen mi var? Biz indikten sonra kıyafetlerimizi kontrol ettik ve diğer iki kişiyi beklemeye koyulduk. Hava kararmak üzereydi. Yukarıdan gelen vincin sesini duymaya başlamıştık. Bir anda karşımızdaki yamaçtan çok parlak bir ışık gelmeye başladı. Sonra…”

“Saliha, beni duyuyor musun?”

Telsizden gelen kaptanın sesiydi.

“Buradayız efendim, dinliyorum.”

“Hemen gemiye gelin, acil!”

Yorum yapın