Hava Gemisi TH-145 [7]

Bölüm 7

18. liman aslında pek büyük sayılmazdı. Küre ile Ilgaz dağları arasında sırtını Ilgaz’a yaslamış bir yayladaydı. Havası genelde soğuk ve yağmurlu olurdu. Mevsim sonbahara kaydığından manzara da sarı ve kahverenginin tonlarına bürünmüştü. Dağların zirvelerinde alıcı kuşlar yüksek irtifalarda yaşamaya alışmış küçük hayvanları gözetliyor, zamanı gelince dalışa geçip şanslarını deniyorlardı.

Liman etrafında fırtına bulutları dağılmış hava nispeten sakinleşmişti. Kuzeyden esen serin rüzgar hala liman sakinlerinin içini titretiyor, özellikle Akdeniz bölgesinde görev yapmaya alışmış TH-145 tayfasını ise bayağı bir üşütüyordu.

Tekin ile Saliha, içeride yanan ısıtıcıya yakın bir masada biralarını yudumlarken koyu bir sohbete dalmış gibiydiler. Bar nispeten sakin, çoğu tayfa da ilk geceden kafayı çekmekle meşguldü. Ne de olsa pek sık karaya çıkamıyorlardı.

“Saliha, kaptanı gördün mü hiç? Demirlediğimizden beri ben hiç görmedim. Ne var acaba ihtiyar kurdun aklında yine?”

“Reis’in yanındadır o, bir ara anlatmıştı bana eskiden arkadaş olduklarını.”

“İyi de acaba yeni bir görevimiz olacak mı? Eğer uzun süre yere konmayacaksak erzağı tamamlamak lazım. Hem biraz taze yumurta da fena olmaz. Ne dersin?”

“Evet menemen sözünü unutma Tekin. Bak sonra karışmam.”

Saliha’nın gülümsemesini Tekin her zaman çok beğenirdi. Çünkü çoğu zaman pek fazla kişiye göstermezdi gülüşünü Saliha.

“Sen merak etme. Sözüm söz. Hadi ver bir sigara da dostluğumuz pekişsin.”

Saliha cevabı yapıştırmadan gözüyle Tekin’i süzdü. Bir saniyeliğine gözleri buluşsa da ikisi de hemen gözlerini kaçırdı kısa süren bu elektriklenmeden.

“Ulan bir gün de paketini yanına al be Tekin. Neyse al hadi. Bari sigaramı yak da az centilmen ol.”

“Ne zaman gördün olmadığımı. Lütfen! Karşında geminin en centilmen delikanlısı durmakta.”

“Bak Tekin, tamirci olmanın bazı avantajları var canım. Sen sürekli o soğan kokan mutfağında otururken ben sürekli gemide fink atıyorum. Çünkü sürekli bir şeylerin bakımını ve tamirini yapıyorum. Geçen gün telsiz antenlerinden birinin soketini değiştiriyordum. Oradakilerin bazı telsiz konuşmalarından bahsettiklerini duydum. Biraz işi ağırdan alıp dinledim. Doğuda bir yerde sanki olmaması gereken bazı hareketlenmelerin olduğundan bahsediyorlardı.”

“Nasıl hareketler? Birlerini mi görmüşler? Hem de yerde?”

“Yok be oğlum, telsizden bir şeyler duymuşlar, gidip baktıklarında da hiçbir şey yokmuş”

“Bu neden burada olduğumuzu açıklıyor sanki. Dur bakalım sabah ola hayrola.”

Biralarını yudumlarken açılan kapıdan gelen soğukla ikisi de kapıya doğru döndü.

Gelen hiç beklenmedik birisi idi.

Yorum yapın