Hava Gemisi TH-145 [6]

Bölüm 6

Erdoğan kaptan tüm olan bitenin başladığı gün, kendisine verilen acil haber sonrası köprüye çıktığında herkesin televizyondaki habere dikkat kesildiğini gördü.

“N’oldu, herkes ne izliyor?”

“Kaptanım, gelin, bunu görmeniz lazım”

Televizyondaki spiker Orta Afrika’da bitkiler üzerinde etkili olan CaMV yani karnabahar mozaik virüsü ile ilgili uzman bir virologla telefon görüşmesi yapmaktaydı. Uzman doktorun verdiği bilgilere göre bu virüsün farklı bir türevi bitkiler üzerinde bozulmaya yol açıyor ve çevresine zehirli bir gaz yayılmasına sebep oluyor, bu da bölgedeki tüm canlı yaşamın bir kaç gün içerisinde ölümüne yol açıyordu. Virüsün yayılmasını durdurmak için hükumet yetkilileri ilaçlamadan tutun da bitki örtüsünün yakılması dahil çeşitli önlemleri uygulamaya koymuş ancak tatmin edici bir sonuç elde edememişti. Dünya sağlık örgütü de bölgeye bir ekip göndererek araştırmaya destek vermekteydi.

Kaptan, hava gemisinden uzatılan iskele üzerinden geçerek liman müdürünün ofisine inmek üzere asansöre bindi. Liman deniz seviyesinden 3200 metre yüksekte olduğundan hava oldukça soğuktu. Montunun fermuarını çekip zemin kat için düğmeye bastı.

“Acaba bizim ihtiyarın aklında ne var?” diye düşünerek eski arkadaşı ve aynı zamanda eski bir balıkçı gemisi kaptanı olan Remzi reisin kapısını tıklatıp içeri girdi.

“Reis, hayırdır neden apar topar fırtına patlamak üzereyken beni çağırdın?”

“Hele bir otur soluklan, bir çay söyleyeyim de için ısınsın.”

“Nerede o eski Karadeniz çayları? Ne idüğü belirsiz otları çay diye kakalıyorsun reis, neyse seni kırmayayım, çaylar gelene kadar sen dökül bakalım.”

Remzi reis hafif kızıla çalan sakalını sıvazlayıp pencereden uzaklara bakarak bir süre düşüncelere daldı. Sonra Erdoğan kaptana dönüp devam etti konuşmasına.

“Şimdi bizim çocuklar dün Karadeniz’in doğusundan gelen bir hava gemisinden bazı şeyler duymuşlar, gelip bana anlattılar. Güya pek yüksek olmayan bir bölgeden bazı telsiz konuşmaları duymuşlar. Gidip baktıklarında aşağıda hiçbir şey yokmuş. Maske takıp alçalarak iyice bir kolaçan etmişler ama canlı bir hayvan bile görememişler. Sonra birden telsiz konuşmaları kesilmiş. Onlar da mecburen dönmüşler. Toplayıcı korsanlar bunlar, sözlerine güven olmaz ama ben yine de işkillendim.”

“Benimle ne alakası var bu olayın reis?”

“Erdoğan, senden oraya gidip bir kolaçan etmeni istiyorum. Uzun zamandır dönen rivayetleri biliyorsun. Acaba?”

“Bu efsanelere artık inanan kalmadı diye biliyorum Remzi, yoksa sen hala?”

“Ya tamam, biraz eski kafalıyım ama yine de bir baksan.”

“Gemiye dönünce çocuklarla bir konuşayım. Çaylar da Rize’den geliyor sanırım.”

İki eski dost gülümseyerek sohbete devam ederken, çayları getiren çocuk içeri girdi.

“Tavşan kanı bunlar!” diyerek çayları bıraktı. Kapıyı çekerek geldiği gibi hızla kayboldu.

“Reis biliyorsun gemi donanmaya bağlı öyle kafamıza göre nasıl bakacağız?”

“Orası bende, kumandan ile görüşüp bu işi bir ikmal görevi ile birleştireceğiz. Kumandana da konuyu çıtlattım bu sabah. Meraklıdır bilirsin, bugün yarın o da tekrar arayıp soracaktır.”

“E tamam o zaman, bizim çocuklar da kafa dağıtsınlar biraz limanda, artık ağanın eli tutulmaz, bir güzellik yaparsın onlara da.”

Yüzüne hınzır bir gülümse yayılan Remzi reis pencereden, dağılan fırtına sonrası bulutların arasından sızan güneşi izlemeye devam etti.

Yorum yapın